Engelliler ve Yaşam
   
 
  Doğuştan mı, Sonradan mı engelli olmak daha zor?

Doğuştan mı, Sonradan mı engelli olmak daha zor?

 

Sonradan engelli olmak mı zor? Yoksa doğuştan engelli olmak mı? Bu sorunun yanıtını birçok kişi özellikle bunu yaşayanlar merak eder. Ben bu güne kadar bu konudaki yorumları çok okudum. Engelli arkadaşlarımdan bire bir dinledim. Doğuştan engelli olan arkadaşlar yürümenin, konuşmanın yada görmenin ne olduklarını bilmediklerini bu yüzden de hayatlarında sorunlarla karşılaşmadıklarını söylüyorlardı genelde. Doğuştan engelli olmak hayata katılmak yönünde engelli kişi için bir avantaj gibi görünüyordu. Sonradan engelli olan arkadaşlarımız ise engellerine alışmakta zorlandıklarını, hayata katılmanın çok zor olduğunu bu yüzden de doğuştan engelli olmanın daha iyi olduğunu söylüyorlardı. Arkadaşların söylediklerine katılmakla birlikte benim bu konuda ek bir düşüncem var. Doğuştan engelli olan biri tabi ki bu şekilde doğduğundan dolayı daha bir alışık büyüyor hayata, sonradan engelli olanda yaşadığı farkındalığı kabullenmekte zorlandığından belki bunun içinde iyileşebileceği ihtimalide olduğundan uzun bir süre bu durumun geçici olduğunu düşünüyor. Düşünmekte de haksız değil çünkü bazı kişiler kısa süreli engelliği yaşayıp sonrasında tekrar eski sağlıklarına kavuşabiliyor. Özellikle bu bir kaza yada ameliyat sonrasında ise... Kişi için iyileşeceğini düşünmekten daha doğal bir şey yok. Fakat iyileşemeyecek olduğunu anladıktan sonra sonradan engelli olmuş birinin hayatta daha kolay adapte olacağını ve psikolojik sorunlar yaşamayacağını düşünüyorum. Kendini engeli olmayanlardan farklı görmeyecektir. Çünkü bir zamanlar o da engelli değildi. Herkesin başına bunun gelebileceğini bildiği için herhangi bir eziklik hissetmeden hayatını çok daha normal sürdürür. Örneğin kendi hayatımdan kesitler anlatmak istiyorum size bu tezimin doğruluğunu göstermek açısından tabi anti fikirlere de her zaman açıktır kapımız.

 

13 yaşımı bitirip 14 yaşıma bastığım sıralarda geçirdiğim bir ameliyat hayatımı %100 değiştirdi. Ben o güne kadar farklı idealleri olan hayata bambaşka gözle bakan biriyken birden hayatın ağırlığını bütün bedeninde hisseden artık idealleri ve hayata umudu olmayan biri olmuştum. Geçirdiğim ameliyatlar hem bedenimde hem ruhumda derin izler bırakmıştı. Bu güne kadar hiç görmediğim, farkında olmadığım başka bir hayatın içine birden bire girmiştim. Engellilik neydi?, Engelli kişiler neler yapıyordu? Hayatı normal olarak nitelendirdiğimiz engelsiz kişiler gibi yaşıyorlar mıydı? O kadar çok şeyi merak eder olmuştum ki!.. Fakat bunların cevabını alabileceğim birini tanımam yada bulmam yıllarımı aldı. Bu tarihten 10 yıl sonra yani ben 23 yaşında iken bazı soruların cevaplarını almaya başladım. Küçücük umutlara sarılırız hemen, bir ihtimal bile olsa o ihtimali denemekte cesur davranırız yaşadığımız zorluklardan kurtulabilme gayreti ile... İşte öyle bir umutla bir kez daha olduğum ameliyat... belki yürümeme yaramadı ama sanki ruhumdaki derin yaraları iyileştirmeye başladı. Oysa ki ameliyata girene kadar koltuk değnekleri ile zorda olsa yürüyebiliyordum ama biliyordum nasıl biliyordun diye sormayın fakat sizlerde iç güdülerinize inanın benimki bir iç güdüydü artık o koltuk değnekleriyle yürüyemeyeceğimi biliyordum. Belki de böyle bir hissin doğmasındaki sebep artık doktorların konuşmasının içinden gizli şifreleri çözüyor olmam olabilir. Örneğin; Sonuçta ciddi bir ameliyat bu, omurilikteki sinirlerin bazıları biz istemesek bile zarar görebilir demesi olabilir. Hastanede ameliyat sıramın gelmesini beklerken hayatımda ilk kez tek başıma idim, hastanede 15 gün sıranın bana gelmesini bekledim. Bu zaman zarfında ameliyat sonucunun çok çok kötü olma olasılığını düşünüyor, karamsarlık içindeydim, hemen hemen hiçbirşey yiyememekten dolayı bir hayli zayıflamıştım. Fakat ameliyattan sonra hiç ağlamadım. Çünkü bundan böyle hayatımın değişeceğini biliyordum. (bir gün size içgüdülerim ile ilgilide yazı yazmalıyım eminim çok şaşıracaksınız.)

 

İnsan tekerlekli sandalyesi olunca sevinir mi? Bir tekerlekli sandalye insanın hayatını değiştirir mi? Halbuki en başta tabi ki sevinemiyor insan. Sonra zaman geçince anlıyor aslında onun için bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunu.

 

İlk tekerlekli sandalyem bu ameliyattan önce gelmişti. Amcam getirmişti yurtdışından ikinci el bir tekerlekli sandalye “ara sıra dışarı çıktığında kullanırsın”demişti. “Almanya’da engellilerin dışarıda tek başına bu sandalye ile gezdiğini, çalıştığını, otobüslere bindiğini bir yerden bir yere rahatça gittiğini” anlatmıştı. Sandalyeye ilk oturduğumda içimdeki ses bundan böyle bu sandalyeyi hep kullanacağımı söyledi. Daha iyi olmak, iyileşeceğim ile ilgili hayallerden vazgeçmem gerektiğini de yine içimdeki ses söylüyordu. Bir bahane ile kalkıp sandalyeden koltuk değneklerim ile yürüyerek odama gittim. Gözyaşları mı herkes görsün istemedim. Kolay değil tabi kabullenmek. Hayatımızdaki nelerin bizim için iyi, nelerin kötü olduğunu zaman gösteriyor. Yıllar sonra baktığımda o gün için geldiğinde beni üzen sandalyenin hayatımı değiştiren en önemli faktör olduğunu görüyorum.

 

Tekerlekli sandalyem ile dışarılara çıkmaya başladım, derneğe gidip kendim gibi engelli arkadaşlarla tanışıp onların sayesinde kendimi keşfettim, okudum, çalıştım, evlendim, anne oldum. Benim ayaklarım oldu tekerlekli sandalyem. Benim en kıymetli hazinem. Vücudumun bir parçası ve ben sandalyemi çok seviyorum. Bir tanede yetmiyor bana artık dışarıda kullandığım kadar iyi olmasa da evin içinde kullandığım bir tane daha var.

 

Engellilik iyileşebilirim ümidini kaybettiği anda kabullenilen, kabullenildikten sonrada mücadelesi verilmeye başlanan zor bir süreç... Sonradan engelli olmuş biri için yaşam bu kabullenişten sonra kaldığı yerden yeniden başlar.

 

Doğuştan ya da sonradan oluşan engellilikte kişiden kişiye değişmesine rağmen sonradan engelli olan birinin normal bir çocukluk geçirdiğini, okul hayatını okuyup eğitim alabildiğini, kısacası çocukluluğunu yaşadığını düşündüğümüzde hayata iyi bir temelle başlamış olduğunu görürüz. Oysa doğuştan engelli olan biri için bunlar maalesef mümkün olmamakta ve bu yüzden de hep içinde bir eziklik kalmaktadır. Keşkeleri daha azdır sonradan engelli olanların, İyikileri daha çoktur. İyi ki! Sonradan engelli olmuşum. Doyasıya koşup oynadım, yaramazlıklar yaptım, okuluma gittim, eğitim alabildim. Engelli olmamayı da engelli olmayı da biliyorum. İyi ki bunları yaşayabildim. Asla asla dememeyi, hayal etmenin gerçekleşmesi için büyük bir adım olduğunu da yine yaşamsal deneyimlerim öğretti. “İnsanların en büyük dostu, zorluklardır. Çünkü insanları karşılaştıkları zorluklar kuvvetlendirir. CASSON.”

 

Engelsiz yarınlar diliyorum

Selma GÜRBEY TAŞDELEN

26.08.2007

Selma Gürbey Taşdelen
 
17.10.1970 İstanbul/Şişli doğumlu Selma Gürbey Taşdelen, 1983 yılında geçirdiği ameliyat sonucu, ortaokul son sınıfa geçtiği yıl %80 engelli olmuştur.
*
Engellerden dolayı okulu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Fakat 1995 yılından sonra iş hayatının içine girmiş, çalışırken bir yandan da dışarıdan okulunu okumuştur.
*
Anadolu Üniversitesi AOF Halkla İlişkiler mezunu ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi son sınıf öğrencisidir.
*
Kamuda Halkla İlişkiler Uzmanı olarak çalışmaktadır.
*
Evli ve bir çocuk annesidir.
*
Tekerlekli Sandalye kullanıyor olmasına rağmen sosyal hayatın içinde aktif olarak yer almakta ve kendi gibi engelli arkadaşlarına yardımcı olma gayretiyle birçok sosyal doku projesi içerisinde yer almaktadır.
Reklam
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer 21/12/1971 doğumlu. Nişantaşı Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesi resim bölümünü okudu. Resime olan düşkünlüğü çocukluk yıllarında başladı duygularını iç dünyasındaki heyecanını tuvale yansıtarak kendini ifade etti. Konuşmadan anlatabileceği hislerini mutluluğunu bazen de içindeki kaosu hayata haykırabileceği tek araç olarak gördü. Asrın çocuk evinde iki dönem resim öğretmenliği yaptı. Türkiye genelinde yapılan resim yarışmasında okuluna birçok ödül kazandırdı.
*
% 60 görme kaybı yaşayınca hayata ve tüm çevreye küstü ,onu tuvale bağlayan yegane neden doğanın renklerini silik görmek hissettiği en kötü duyguydu. Çok değerli arkadaşlarının ve ailesinin yardımıyla seramik yapmaya başladı. Bu yeniden hayata başlamanın ilk adımı oldu.
*
Birleşik Fon Bankasında çalışan Emine Zaimoğlu hem iş hayatındaki başarısı hem de hafta sonları kendi geliştirdiği yöntemle resim yaparak tüm olumsuz düşünceleri yok edileceğinin bir örneği olarak kendini gösteriyor.
*
Hayatta başarılamayacak hiçbir şey yoktur sadece yaşamı sevmek gerekir diyen sanatçının asıl amacı resimlerin satılıp; bunların gelirini görme engelli olan sağlığına kavuşabilecek maddi durumları olmayan ailelere yardım edebilmek.…
*
”Bir kitapta sen oku” kampanyasında kendi seslendirdiği şiir,hikaye ve makaleleri bulunan sanatçı tüm duyarlı insanlara seslenerek ”bir kitapta sen oku” kampanyasına davet ediyor..
 
Bugün 5 ziyaretçi (15 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Engelliler ve Yaşam