Engelliler ve Yaşam
   
 
  Farklı olanla birlikte yaşamak...

Yaşamımızın ilk başladığı zamanlar gibi yeni bir yıla başlamak, tertemiz bir sayfa açabilmek bu yıl yapacaklarımız ve geçtiğimiz yıl yapmayı planladıklarımız. Geçiyor zaman, gelişiyoruz, değişiyoruz. Hayata karşı beklentilerimiz de değişiyor. Bir zamanlar bizi şaşırtan şeyler şaşırtmıyor. İlk okuduğumda beni duygulandıran sizlerle paylaşacağım bu yazı gibi... Bakalım sizde nasıl bir etki yapacak. Bu yüzden paylaşmak istiyorum ve bu yazıyı yazan Dr. Nevin Eracar’ı da bir kez daha anmak. Sayın hocam bize çok şey öğretti, ondan çok şey öğrendik. Bu yazıyı onlarca,yüzlerce,binlerce ilköğretim, ortaöğretim okulunda okuyan öğrencilerle, geleceğimizin genç nesilleri ile paylaştık, bugün üniversitelerde olan bu gençlerle ilk karşılaşmamızı hatırlıyorum, bu yazıyı ezberimizden (fon müziği ile) onlara aktardığımızda nasılda duygulanmışlardı, merak etmişlerdi sonra bizleri/engelliler ile ilgili sorular sormuşlardı, anlatmıştık onlara kendi yaşam öykülerimizi. Farklı olanlara yönelik bir anımsama yapmaya ne dersiniz? İşte o metin...

-----------------------------------------------------------------------------------

Farklı olanla birlikte yaşamak...

 

Sabahları aynaya bakar mısınız? Kendinizi selamlar mısınız gönlünüzce? Varım. Yaşıyorum ve bir gün daha var önümüzde diye düşünür müsünüz hiç? Önünüzdeki günde sizi neler bekliyor bilebilir misiniz tümüyle?... Okul, Günlük yaşamın içini dolduran koskocaman bir şey. Yetişkinler dersleri, sınıf geçmeyi, daha yüksek okullara gitmek için yarışmayı bekler sizden. Sizler içinse okul çok arkadaş demek. İlişkiler demek, sevmek, sevilmek, kabul edilmek demek. Yaşlar büyüdükçe yeni ufuklar demek. İnanın yetişkinler de sonradan yalnızca bunları anımsıyorlar okul yıllarından. En çok da yaşanan duygusal anlar hatırlanıyor. Duygular bazen hoş, bazen acı. Ama bizde bıraktıkları izlerle yaşatıyorlar anılarımızı.

 

Hiç başkalarından farklı yanlarınızı düşündünüz mü? Daha güzel, daha çirkin, daha uzun, daha kısa, daha akıllı, daha aptal, daha başarılı, daha başarısız, daha çalışkan, daha tembel! Bu kavramlar hiçbirimize uzak değil. Yaşamın bir yerlerinden hep çalınmış kulağımıza ve bizi bazen yarışmaya bazen de küsüp kapanmaya itmişler. Farklı olmak bazen üstün olmak, galip gelmek, hatta yukardan bakmak, bazen de altta kalmak, ezilmek, utanmak gibi yaşantılar getirmiş bize.

 

Bir de iyice farklı olanlar var. Göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen, konuşamayan, sizler gibi anlayıp öğrenemeyen, koşamayan, uzun süre oturup dikkatini toplayamayan, içinde olup bitenleri sizler gibi açıkça anlatamayan, yani halkın, toplumun, kör, sağır, sakat, geri ve deli dedikleri! Uzak durduklarımız. Aramıza almadıklarımız. Birlikte olmayı başaramadıklarımız. Hatta bazen dışlayıp küçümsediklerimiz ve alay ettiklerimiz...

 

Şimdi bir deney yapın. Kısa bir süre gözlerinizi kapatın ve sanki hiç açılmayacakmış gibi dolaşmaya çalışın çevrede. Bazı ihtiyaçlarınızı böyle karşılamak için uğraşın. Sonra açın gözlerinizi ve görmeden yaşarken neler hissettiğinizi hatırlayın. Hatta yazın. Bir süre için kulaklarınızı iyice tıkayın, sesleri duymadan insanların arasında olmak için bir deney yapın. Sokağa çıkın, çevrenize bakın. Duymayarak görmek bakalım size neler yaşatacak. Bir sandalyeye oturun ve oradan bir süre hiç kalkmayın. Kalkamadığınızı hayal edin. Başkalarından bir şeyler için yardım istemek zorunda olmak nasıl bir duygu? Bunu anlamaya çalışın. Bir arkadaş ortamında veya ailenizle birlikteyken bir süre hiç konuşmayın. Sanki konuşamıyormuşsunuz gibi. Hatta birkaç saat sürdürün suskunluğu. Bakalım içinizde neler birikecek dışa vuramadığınız ve sizde nasıl bir sıkıntı yaratacak bütün bunlar. Eğer bu deneyleri yaparsanız, artık bileceksiniz, aramıza katılamayanların güçlüklerini. Ve yine bileceksiniz ki böyle olmayı onlar seçmediler. Bunu istemediler.

 

Şimdi tekrar aynaya bakın sabahları olduğu gibi yüzünüze, saçlarınızın ve teninizin rengine bakın. Hiçbiri sizin seçtiğiniz şeyler değil. Boyunuz, gözlerinizin rengi, hatta adınız, yaşamda hazır bulduğunuz şeyler. Tüm bunlar başka türlü olabilirdi. Eksik olabilirdi. Aynaya bakamayabilirdiniz, annenizin sizi çağıran sesini duyamayabilirdiniz.

 

Şimdi de tüm bunlar için ne kadar şanslı olduğunuzu hatırlayın ve bu şansı yakalayamayanlar için ne yapabileceğinizi düşünün. Çok bir şey gerekmiyor aslında! Yalnızca onları olduğu gibi kabul etmek, aramızda yaşama, varolabilme şansı tanımak, gerektiğinde yaşamlarını kolaylaştırmak için destek olmak. Ve tabii dost olmak! İşte hepsi bu!

 

İsterseniz özürlü engelli. Yada adı her neyse sizden farklı doğmuş veya gelişmiş bir dost bulun ve onu tanımaya çalışın. Tüm yüreğiniz ve aklınızla.

 

Sevgi ve Saygılarımla,

Selma GÜRBEY TAŞDELEN

21.01.2008

 

Selma Gürbey Taşdelen
 
17.10.1970 İstanbul/Şişli doğumlu Selma Gürbey Taşdelen, 1983 yılında geçirdiği ameliyat sonucu, ortaokul son sınıfa geçtiği yıl %80 engelli olmuştur.
*
Engellerden dolayı okulu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Fakat 1995 yılından sonra iş hayatının içine girmiş, çalışırken bir yandan da dışarıdan okulunu okumuştur.
*
Anadolu Üniversitesi AOF Halkla İlişkiler mezunu ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi son sınıf öğrencisidir.
*
Kamuda Halkla İlişkiler Uzmanı olarak çalışmaktadır.
*
Evli ve bir çocuk annesidir.
*
Tekerlekli Sandalye kullanıyor olmasına rağmen sosyal hayatın içinde aktif olarak yer almakta ve kendi gibi engelli arkadaşlarına yardımcı olma gayretiyle birçok sosyal doku projesi içerisinde yer almaktadır.
Reklam
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer 21/12/1971 doğumlu. Nişantaşı Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesi resim bölümünü okudu. Resime olan düşkünlüğü çocukluk yıllarında başladı duygularını iç dünyasındaki heyecanını tuvale yansıtarak kendini ifade etti. Konuşmadan anlatabileceği hislerini mutluluğunu bazen de içindeki kaosu hayata haykırabileceği tek araç olarak gördü. Asrın çocuk evinde iki dönem resim öğretmenliği yaptı. Türkiye genelinde yapılan resim yarışmasında okuluna birçok ödül kazandırdı.
*
% 60 görme kaybı yaşayınca hayata ve tüm çevreye küstü ,onu tuvale bağlayan yegane neden doğanın renklerini silik görmek hissettiği en kötü duyguydu. Çok değerli arkadaşlarının ve ailesinin yardımıyla seramik yapmaya başladı. Bu yeniden hayata başlamanın ilk adımı oldu.
*
Birleşik Fon Bankasında çalışan Emine Zaimoğlu hem iş hayatındaki başarısı hem de hafta sonları kendi geliştirdiği yöntemle resim yaparak tüm olumsuz düşünceleri yok edileceğinin bir örneği olarak kendini gösteriyor.
*
Hayatta başarılamayacak hiçbir şey yoktur sadece yaşamı sevmek gerekir diyen sanatçının asıl amacı resimlerin satılıp; bunların gelirini görme engelli olan sağlığına kavuşabilecek maddi durumları olmayan ailelere yardım edebilmek.…
*
”Bir kitapta sen oku” kampanyasında kendi seslendirdiği şiir,hikaye ve makaleleri bulunan sanatçı tüm duyarlı insanlara seslenerek ”bir kitapta sen oku” kampanyasına davet ediyor..
 
Bugün 12 ziyaretçi (67 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Engelliler ve Yaşam