Engelliler ve Yaşam
   
 
  Unutmamışsanız...Unutulmamışsınızdır


Unutmamışsanız... Unutulmamışsınızdır (!)...

 

Bugün yıllardır görmediğim canım dostumla yeniden buluştuk. Heyecandan içim kıpır kıpır... Sınıf arkadaşıydık, ortaokul son sınıfa kadar birlikte okuduk sonra ben ameliyat olmak için hastaneye yattım; o okula devam etti. Ama sınıf arkadaşlığımız bitse de dostluğumuz hiç bitmedi. Birlikte büyüdük, küçüklüğünü birlikte geçirmiş nadir şanslı dostlardan birisi olarak sayısız anımız var. Onu bulmak o anıları tekrar canlandırdı zihnimde.

 

Aslında onu hiç unutmadığımı yıllardır görmesem de bir an olsun aklımdan çıkmadığını da fark ettim. O benim için çok özel ve nadide dostlarımdan biri. O birbirimizi hiç kaybetmeyeceğiz sözü verdiğim tek arkadaşım. Bu sözü hiç unutmadım ama hayat bundan birkaç yıl önce bizi farklı yönlere savurdu ve birgün baktığımda o artık hayatımda yoktu. Nerede olduğunu, ne yaptığını bilmiyordum(!) onu özlüyordumL 

 

Onunla birlikte geçirdiğimiz vakitleri düşündüğümde ilk aklıma küçüklüğümüz geliyor. Okula birlikte gider gelirdik evimiz birkaç mahalle mesafedeydi. Yol boyunca konuşacak o kadar çok konumuz olurdu ki, onları konuşur kıkır kıkır gülerek yürürdük. Bazen gülücüklerimize yoldan geçenler bakardı. Hatta kahkahayı abarttığım anlar olurdu bana göre o daha ciddi bir yapıya sahipti uyarırdı hemen “Herkes bize bakıyor, daha yavaş gül lütfen(!)” Yol nasıl bitti anlamazdık bile... Yağmur yağdığında şemsiyemizi okulda bilerek bırakıp ıslana ıslanarak eve giderdik. Şemsiyemizi okulda unuttuk, bu yüzden ıslandık diyerek yaramazlığımıza kılıf uydururduk. Anneciğim yarın okula giderken formamı giyebilmem için kömür sobasına daha çok kömür atıp yanına koyduğu sandalyenin üstüne atarak formamı kuruturdu. Okula giderken mutlaka kuruyemişçiye uğrayıp iğde alırdık. İkimizde iğde’yi çok severdik o zamanlar... (çünkü o yıllardan sonra iğde hiç yemedim) Yolda yürürken bir yandan da iğdelerimizi yerdik. Dondurmanın çileklisini severdi arkadaşım bende çukulatalı olanını... Genelde okula gitme vaktinden çok önce hazırlanıp onların evine giderdim. Evlerinin yakında tavşan elmalarının olduğu bir ağaç vardı. Onlardan toplar yerdim birazda ona götürürdüm. Birlikte resim yapardık. Resim yapmayı çok severdik ikimizde. Büyüyünce ressam olmak isterdik. En çok balerin resmi çizerdik. İkimizde sanata düşkündük. İkimizin de o kadar çok ortak yanı vardı ki(!) Birbirimizi kıskanacak kadar çok severdik. Bir dönem üçüncü bir samimi arkadaş edinip aramazı katmıştık. Onunda evi bize yakındı. Okula giderken uğrayıp onu da alıyor hep birlikte okula gidiyorduk. Fakat okul çıkışı ya o beklemeden o arkadaşla eve gitmiş oluyordu, yada ben... Bundan dolayı tartışırdık “Beni niye beklemedin?” diye küserdik. Küsmelerimiz bile birkaç dakikayı geçmezdi. Dayanamazdık küs kalmaya. Bu yüzden de o üçüncü arkadaş olayı fazla uzun sürmedi. Daha sonra biz yine ikili olarak samimiyetimizi sürdürmeye devam ettik. Birbirimize her çektirdiğimiz vesikalık fotoğraflardan bir tane mutlaka verirdik birbirimize ve fotoğrafların arkasına “seni çok seviyorum Emoş, arkadaşlığımız bir ömür boyu sürecek.... birbirimizi hiç kaybetmeyeceğiz... birgün kayıp edersek birbirimizi diğerimiz mutlaka arayıp bulsun” gibi notlar yazardım, o da mutlaka bir not yazardı “seni çok seviyorum Seloş, birgün birbirimizi kaybedecek olursak mutlaka diğerimiz bulsun çünkü bir ömür boyu ayrılmayacağız” yazardı. Biz hiç ayrılmama sözü vermiştik birbirimize...Ayrılmaz dostlar Emoş ile Seloş’tuk biz (!)...

 

Fakat benim ameliyatlarım okuldan ayırmıştı beni ve tabi ki arkadaşımla birlikte geçirdiğimiz o güzel günleri de yaşayamaz olmuştuk. Ama arkadaşım beni bırakmadı. Her fırsatta yanıma geldi, evden çıkamadığım zamanlarda yine yalnız bırakmadı beni.  Kız Meslek Lisesinde resim bölümü okumaya başladı ve öğrendiği bazı ders bilgilerini yanıma geldiğinde benimle de paylaşıyordu. Bende ondan öğrendiklerimle resimlerimi daha da güzelleştiriyordum. Bu stilleri resimlerime uyguluyordum.  Onun yanıma geldiği günler benim en güzel günlerimdi ve resim yapmak benim stresimi alan en sevdiğim hobimdi. Belki arkadaşım sayesinde resmi daha çok seviyor ve onun sayesinde hayata daha çok tutunuyordum ben.

 

Yıllar geçti ben engelli biri olarak hayatımı evin içinde dört duvar arasında sürdürüyordum. Canım sıkılıyordu, yapmak istediğim o kadar çok şey vardı ki(!) iyi ama nasıl? Dışarı bile çıkamazken nasıl yapacaktım. Arkadaşımın hayallerini gerçekleştirmesi beni mutlu ediyordu. Sonra o da okulu bıraktı, gözündeki miyop rahatsızlığı ilerlemişti. Resim yapması, gözünü çok yormaması gerekiyordu. Çalışmaya başladı. İş hayatından dolayı çok sık görüşemiyorduk ama onun ilk fırsatta yanımda olacağını biliyordum. Çok güzel bir genç kız olmuştu ve birgün evlilik davetiyesini getirdi. Düğününe gittim onu beyazlar içinde ve yakışıklı prensinin kollarında görmek çok mutlu etti beni. Gözlerinden mutluluğu okunuyordu ve onu mutlu görmek beni de çok mutlu ediyordu. Sevgili arkadaşımı belki de eskisi kadar göremeyeceğim evlendiğinden dolayı diye düşünüyordum ama yanıldığımı zaman bana gösterdi. Yeniden ameliyat oldum ve fizik tedavi gördüğüm hastaneye beni ziyarete gelmişti. Yine çok güzeldi ve yakında bir yiğenimin olacağı müjdesini vermişti.

 

Dünyalar tatlısı oğlu dünyaya geldikten sonra evinde oğluna bakarak bir ev kadını olarak hayatını sürdürmeye başladığı dönemlerde bende tam tersi dışarılara çıkmaya tekerlekli sandalyem ile hayatımda değişiklikler yapmaya başladım. Dışardan okul, iş hayatı, spor, sosyal aktiviteler vs. derken çok yoğun geçiriyordum günlerimi. Arkadaşım ile çok sık olmasa da telefonla konuşuyorduk. Evine gidiyordum. Merdivenleri hiçbir zaman sorun etmezdi arkadaşım sen gel çıkartacak birilerini bulurum ben derdi. Fakat mimari engeller dolayısı ile çok sık gitmem mümkün olmuyordu. Dışarılarda görüşüyorduk. Alışveriş merkezlerinde minik oğlunu oynatırken o sohbet ediyorduk. Bir ara bir kopukluk oldu hayatımızda, nasıl oldu anlamadık ama bir de baktım yok. Onu bulamadım. O beni bulur adresimi biliyor telefonumu kaybetse de diye düşündüm. Bu arada benim hayatta yoğundu aklıma gelse de sık sık benim evliliğim, bebeğim, iş hayatım ve onu bulamam ayırmıştı bizi uzun bir müddet bu sabaha kadar. Bu sabah ondan bir mail geldi. İnternette yazdığım bu köşe yazıları sayesinde beni bulmuş. Teknoloji bizi kavuşturdu.

 

Görüşemediğimiz yıllar içinde neler yaptığını, beni çok özlediğini yazıyordu. Telefonunu da yazmıştı ve sözümüzü de hatırlatmıştı. “Birbirimizi hiç kaybetmeyeceğiz, bir ömür boyu birlikte olacağız” Hemen aradım telefonla onu sesini duydum. Konuştuk özlemle neyi soracağımızı ne konuşacağımızı şaşırmış bir telaş içinde, buluşmaya görüşmeye sözleştik. Hiç ayrılık olmamış gibi. Gerçek dostlukta bu değil midir. Dostunu göremesen de, sesini duyamasan da bilirsin ki o uzakta da olsa seni düşünüyor, bilirsin ki ilk fırsatta sana gelecek. Ve bilirsin ki yıllar sonra aradığında aynı samimiyet ve sıcaklıkla seninle konuşacak. İyi ki varsın dostum(!) İyi ki aradın. İyi ki tekrar seni buldum.

 

Hepinize kayıp ettiğiniz dostlarınızı bulma mutluluğu diliyorum. Aramaktan hiç çekinmeyin uzun zamandır görmediğiniz dostlarınızı çünkü Unutmamışsanız... Unutulmamışsınızdır.J

 

Sevgi ve Saygılarımla,

Selma Gürbey Taşdelen

10.10.2008

 

Selma Gürbey Taşdelen
 
17.10.1970 İstanbul/Şişli doğumlu Selma Gürbey Taşdelen, 1983 yılında geçirdiği ameliyat sonucu, ortaokul son sınıfa geçtiği yıl %80 engelli olmuştur.
*
Engellerden dolayı okulu yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Fakat 1995 yılından sonra iş hayatının içine girmiş, çalışırken bir yandan da dışarıdan okulunu okumuştur.
*
Anadolu Üniversitesi AOF Halkla İlişkiler mezunu ve Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi son sınıf öğrencisidir.
*
Kamuda Halkla İlişkiler Uzmanı olarak çalışmaktadır.
*
Evli ve bir çocuk annesidir.
*
Tekerlekli Sandalye kullanıyor olmasına rağmen sosyal hayatın içinde aktif olarak yer almakta ve kendi gibi engelli arkadaşlarına yardımcı olma gayretiyle birçok sosyal doku projesi içerisinde yer almaktadır.
Reklam
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer
 
Emine Zaimoğlu Yapıcıer 21/12/1971 doğumlu. Nişantaşı Rüştü Uzel Kız Meslek Lisesi resim bölümünü okudu. Resime olan düşkünlüğü çocukluk yıllarında başladı duygularını iç dünyasındaki heyecanını tuvale yansıtarak kendini ifade etti. Konuşmadan anlatabileceği hislerini mutluluğunu bazen de içindeki kaosu hayata haykırabileceği tek araç olarak gördü. Asrın çocuk evinde iki dönem resim öğretmenliği yaptı. Türkiye genelinde yapılan resim yarışmasında okuluna birçok ödül kazandırdı.
*
% 60 görme kaybı yaşayınca hayata ve tüm çevreye küstü ,onu tuvale bağlayan yegane neden doğanın renklerini silik görmek hissettiği en kötü duyguydu. Çok değerli arkadaşlarının ve ailesinin yardımıyla seramik yapmaya başladı. Bu yeniden hayata başlamanın ilk adımı oldu.
*
Birleşik Fon Bankasında çalışan Emine Zaimoğlu hem iş hayatındaki başarısı hem de hafta sonları kendi geliştirdiği yöntemle resim yaparak tüm olumsuz düşünceleri yok edileceğinin bir örneği olarak kendini gösteriyor.
*
Hayatta başarılamayacak hiçbir şey yoktur sadece yaşamı sevmek gerekir diyen sanatçının asıl amacı resimlerin satılıp; bunların gelirini görme engelli olan sağlığına kavuşabilecek maddi durumları olmayan ailelere yardım edebilmek.…
*
”Bir kitapta sen oku” kampanyasında kendi seslendirdiği şiir,hikaye ve makaleleri bulunan sanatçı tüm duyarlı insanlara seslenerek ”bir kitapta sen oku” kampanyasına davet ediyor..
 
Bugün 5 ziyaretçi (84 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Engelliler ve Yaşam